Bilenleriniz var, bilmeyenleriniz var. “Kimdir bu İmran Pehlivan?” diye soracaktır.
Kum ocağı, beton ve inşaat projeleri alanında faaliyet gösteren bir firmanın sahibi olmasının yanı sıra; kendisi, 2018 Genel Seçimlerinde AK Parti’den İstanbul 3. Bölge Milletvekili Aday Adayı oldu. 2024 yerel seçimlerinde oğlu, Silivri Belediye Meclis Üyeliğine aday adaylığını açıkladı. Ve mecvutta halen oğlu, AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları Yönetim Kurulu’nda aktif görevde.
Yani hem ticarette hem de siyasette hasbelkader bilinen bir isim.
Siyasette bulunması nedeniyle kendisiyle bir parça tanışırız. Ancak, "En son ne zaman görüştünüz" diye sorsalar, belki iki yıl, belki üç yıl vardır.
24 Temmuz 2025 tarihinde bir haber yaptık. Bir konut projesinde, site sakinlerinin şikayetlerini duyurduk.
Bazı dairelerin su kaçağı nedeniyle nem ve rutubet kapması, otopark ve havuz gibi bazı sosyal alanlarda sorunlar olması, çevre kirliliği yaşanması ve şantiye elektiriğinden kaynaklı yüksek faturalar gibi konuların yönetim veya firma tarafından dikkate alınmamasından şikayetçiydi vatandaşlar. WhatsApp gruplarında bile insanlar isyan etmişler. “Mağduruz" diyorlar.
Bazı site sakinleri bize ulaştılar, beyan vermeye hazır olduklarını söylediler. Biz de şikayet konularını aldık, haber yaptık. (Bu arada ilkeli yayıncılık gereği 4 Temmuz 2025 günü saat 14.18’de firma sahibini telefonla aradım ancak dönüş olmadı.)
Haberi yaparken de firma adını ve sitenin adını geçirmedik. Üstelik kamuyu açıkça ilgilendiren bir durum olduğu (yakın bir zaman önce Kiptaş 3-4 sitelerinde de benzer şikayetler gördük), mağduriyetlerin belgelendiği, kanunen yazma hakkımız ve hukuki olarak da tüm riskleri alma durumumuz olduğu halde; haberi “markanın hedeflenmediği” bir hassasiyetle yayınladık.
Ancak sosyal medyanın geldiği nokta, vatandaşa karşılıklı iletişim imkânı sunuyor.
Mağdur olduğunu söyleyen site sakinleri, haberin altına İmran Bey’in firmasının adını da sitenin adını da yazarak eleştirilerini tekrarlamışlar.
Türkiye’de onlarca örneği var sosyal medyada. İnsanların kendilerini ifade etme özgürlüğü bulunabiliyor. Yeri geliyor, bizlere de çok sert eleştiriler yapılıyor.
Şimdi durum böyleyken, firma yetkilileri ne yapmalıydı?
“Hayır efendim, yalan ve asılsızdır" ya da “Kıymetli site sakinlerimizin şikayetlerini biliyoruz. Şu şu sebeplerden dolayı sorunlar yaşandı; en kısa sürede sitede çözeceğiz ve anlayışlarına sığınıyoruz” demesi gerekmez miydi?
Akla, mantığa, ticari ahlaka, yasaya da uygun olan bu değil midir?
Peki İmran Pehlivan ne yapıyor? Aracı bir isme telefon açarak, güya bana mesaj gönderiyor.
Konuşma esnasında;
“Benimle uğraşmasın.”
“20 tane yeğenim var.”
“Bu iş avukatla çözülecek iş değil.”
“Aklını başına alsın.”
“Neyine güveniyor?” gibi cümleler, laflar ediyor.
Yaptığım bir haberden dolayı sarf edilen bu cümlelerden ben ne anlamalıyım? Bu sözleri nasıl yorumlamalıyım? “Site sakinlerine mi, yoksa şahsıma mı?” diye düşünmeye gerek var mı?
Bir gözdağını, bir uyarıyı, dolaylı yoldan üstü kapalı bir tehdit mesajını anlayacak kadar mesleki tecrübemiz var şükür.
Şimdi…
Geçmişte AK Parti’de siyaset yapmış, hâlihazırda oğlu da İstanbul İl Gençlik Yönetimi’nde olan birine yakışıyor mu bu sözler?
Siyasetle uğraşan birisinin, evladı aktif siyasette görevler alan birinin, üstelik iktidar partisi AK Parti’de bu siyasi sorumluluğu üstlenen birisinin, ticari hayatında da dikkatli olması gerekmez mi?
Silivri’de ticaret yapan biri, sorunlarını sıkıntılarını gayriyasal yöntemlerle mi çözme niyetine giriyor?
Teessüf ederim ki; hiç olmadı, hiç yakışmadı…
Sayın İmran Pehlivan, elbette paranız pulunuz vardır, yeğenleriniz vardır, şu dünyanın maddi birçok nimetine sahipsinizdir.
“Neyine güveniyor?” demişsiniz ya…
Ben de yüreğime, bileğime, kalemime, Türk yargısına dahası Cenab-ı Allah’a güveniyorum. Onun dışında, en fazla göç ederiz bu dünyadan, ne olacak yani?!
Bir de eskiden “Reklam vermedik, yazdı” diyorlardı.
Duyduk ki aynı mantıkla yorumlar yapıyormuş.
Kendi hatalarını gölgelemek için bir gazeteci hakkında söylenecek en basit ve günümüzde artık demode olmuş şaşırtma laflar bunlar.
Yazılanların hangisi yanlış?
Kaldı ki site sakinlerinin şikayetlerini duyup, görmek ve çözmek yerine, konuyu bağlamından çarpıtma çabası suçluluk psikolojisi değil midir?
Vay efendim, cami avlusuna trafo yapılacakmış da benim haberim yüzünden yapılmamış.
İyi de trafo yasal ve doğru yerdeyse, kim hangi güç engel olabilirdi ki?
Demek ki burada da yanlış bir işlem varmış.
Dolayısıyla Silivri’de kapasite ve hacmi büyük 700 tane firma olduğunu düşünürsek, bunlardan kaçı inşaat firmasıdır veya beton firmasıdır bilmiyorum. Hatta kaç tane kum ocağı işleten var, onu da bilmiyorum.
Ancak yıllardır bildiğim tek şey; eğer insanlar bir yerde mağdur ediliyorsa, onların seslerinin öyle ya da böyle bir şekilde duyulduğudur.
Haberimiz de tamamen bundan ibarettir.






