Bir yıl içerisinde beşinci kez kongre kararı alan bir kulüpten söz ediyoruz. Yanlış okumadınız. 12 ayda 5 kongre! Peki neden Silivrispor için hâlâ kalıcı bir çıkış yolu bulunamıyor? Neden her gelen yönetim birkaç ay sonra pes ediyor, her giden yönetim dışarıdan ahkâm kesmeye başlıyor? Neden eski kulüp başkanları, yöneticiler, taraftarlar ve kulübün çevresindeki bazı isimler çözüm üretmek yerine sosyal medyada birbirlerine laf yetiştirmekle meşgul?
Asıl soruyu artık açıkça sormak gerekiyor:
Gerçekten Silivrispor mu düşünülüyor, yoksa herkes kendi egosunu tatmin etme savaşı mı veriyor?
Sosyal medyada sürekli akıl verenler var.
"Şöyle yapılmalı..."
"Böyle yapılmamalı..."
"Sakın ha şunu yapmayın..."
"Bizim dönemimizde şöyleydi..."
"Ben şu kadar para harcadım..."
"Ben bu kulübe şu kadar bağışladım..."
İyi de kardeşim, madem siz bu kadar iyi biliyordunuz, madem her şeyin doğrusunu siz yaptınız, madem kulübe bu kadar büyük katkılar sağladınız; neden bıraktınız, neden gittiniz? Daha önemlisi, sizden sonra gelenlerin işini kolaylaştıracak nasıl bir yapı bıraktınız?
Bugün 12 ay içerisinde beş kongre gören, eski başkanlarının ve yöneticilerinin sosyal medyada birbirine göndermeler yaptığı, içeride sürekli kavganın ve kaosun yaşandığı bir kulübe hangi iş insanı güvenip parasını verir?
Hangi sponsor gönül rahatlığıyla destek olur?
Hangi Silivrili iş insanı, yarın verdiği paranın nereye gittiğini bilmeden milyonlarca lirasını bu yapının içine koyar?
Sorun artık para bulmaktan daha büyük. Silivrispor'un güven sorunu var. İsimlerin hiçbir önemi yok. Bugün biri gelir, yarın diğeri gider. Ancak koca bir kulüp adeta oyuncak olmuş; kim eline alırsa istediği yere sürüklüyor.
Güvenilirlik yok. Şeffaflık yok. Kurumsallık yok. Kulübün gerçek borcu ne kadar? Kime ne kadar borcu var? Hangi yönetim döneminden ne kadar borç kaldı? Kim kulübe gerçekten para bağışladı, kim borç verdi? Kim ne aldı, kim ne bıraktı? Kimse bilmiyor.
Ama milyonlarca lira dönüyor ve nedense ortada hiç suçlu yok, hiç hatalı yok, hiç sorumlu yok!
Herkes masum. Herkes haklı. Herkes Silivrispor sevdalısı!
Yahu, bu kulüpte bir kişi yaklaşık iki ay resmi başkan dahi olmadan fiilen başkanlık yaptı. Ardından kızı üzerinden kulübü kendisine 7 milyon lira borçlandırıp gitti. Bugün o para faiziyle birlikte ne kadar oldu, yarın ne kadar olacak, bilen var mı?
Ama bunları konuşmayalım. Bunları sorgulamayalım. Bunları yazmayalım.
Çünkü nedense kulübü borçlandıranlar değil, bunları dile getiren gazeteci suçlu oluyor!
Bugün gelinen noktada artık kabul etmemiz gereken acı bir gerçek olabilir: Belki de Silivrispor bu yapısıyla profesyonel futbolu kaldıramıyor.
Madem bu kadar çok bilen var, buyurun bir araya gelin. Eski başkanlar, eski yöneticiler, iş insanları, taraftarlar, kulübün ileri gelenleri... Oturun aynı masaya. Ama sosyal medyadan birbirinize laf yetiştirmek için değil. Gerçekleri konuşmak için.
Kulübün bütün hesaplarını açın. Borcu ortaya koyun. Geliri ortaya koyun. Gideri ortaya koyun. Kimin ne alacağı varsa açıklayın. Birbirinize olan kişisel husumetlerinizi kapının dışında bırakın ve sadece Silivrispor'u konuşun.
Bunu da yapamıyorsanız, o zaman başka bir şeyi cesaretle tartışalım: Düşürün kulübü amatöre!
Evet, yanlış okumadınız. Beş yıl profesyonel lige çıkmayın, ne olur? Kulübün yapısını düzeltin. Borçlarını temizleyin. Altyapıya yatırım yapın. Silivri'nin çocuklarına imkân sağlayın. Tesisleşin. Kurumsal bir düzen kurun. Beş yıl boyunca bütün gücünüzü altyapıya, gençlere ve sağlam bir ekonomik modele harcayın.
Çünkü profesyonel ligde olup her birkaç ayda bir başkan aramaktan, futbolcuların parasını düşünmekten, yönetimlerin kaçıp gitmesinden ve her yıl aynı kavgaları yaşamaktan daha kötü ne olabilir?
Demek ki yapamıyorsunuz. Demek ki yönetemiyorsunuz. Çünkü bugün hâlâ Silivrispor'a başkan aranıyor. Gelen başkan ağlıyor: "Para yok."
Giden başkan dışarıdan ahkâm kesiyor: "Şöyle yapın, böyle yapın."
Kulüp şirket olsun deniliyor: "Aman ha, sakın! Yarın kulübü satarlar."
E tamam, o zaman sen gel yönet.
"Yok, para gelmiyor."
O zaman sen yap.
"Ben zamanında hizmet ettim, artık kulübün büyüğüyüm. Dışarıdan akıl vereyim."
İşte Silivrispor'un içine düştüğü çıkmaz tam olarak bu!
Kimse sorumluluk almak istemiyor ama herkes söz sahibi olmak istiyor. Herkes sosyal medyada kavga derdinde. Herkes son sözü söylemek istiyor. Herkes haklı çıkmak, geçmişini aklamak, rakibini susturmak istiyor. Ama kimsenin futbolcuları düşündüğü yok. Kimsenin teknik heyeti düşündüğü yok. Kimsenin kulüp çalışanlarını düşündüğü yok. En acısı da, yarın bu kulübün formasını giymeyi hayal eden Silivrili çocukları düşünen yok.
Herkes istiyor ki hazır para gelsin, sponsor bulunsun, belediye destek versin, iş insanları bağış yapsın...
Sonra da kendisi gelsin yönetsin. Hazır parayı herkes yönetir!
Asıl mesele, sürdürülebilir bir sistem kurabilmek. Kişilere bağlı olmayan, başkan değiştiğinde çökmeyen, hesapları açık, borcu belli, geliri belli, denetlenebilir ve güvenilir bir Silivrispor yaratabilmek. Ama bunun için önce egoları bir kenara bırakmak gerekiyor. Çünkü Silivrispor kimsenin şahsi mülkü değil.
Kimsenin oyuncağı değil. Kimsenin geçmiş hesaplaşmalarının meydanı hiç değil.
Bugün yaşananlara baktığımda sadece kulübe değil, yıllarını bu tartışmalarla tüketen insanlara da üzülüyorum.
Yazık Silivrispor'a.
Yazık bu kulüp için gerçekten emek verenlere.
Yazık sahada ter döken futbolculara, hocalara ve o formayı giymenin hayalini kuran çocuklara.
Ve yazık, bitmek bilmeyen kişisel hırslar ve egolar uğruna harcanan bunca zamana...
Silivrispor'un artık yeni bir başkandan önce yeni bir sisteme ihtiyacı var. Çünkü başkanlar geliyor, başkanlar gidiyor. Ama bu düzen değişmedikçe, altıncı kongre de gelir, yedincisi de...
Yorumlar
Kalan Karakter: