Silivrispor yine kongreye gidiyor.
Yine bir yönetim değişikliği, yine yeni bir başkan arayışı, yine “Kim elini taşın altına koyacak?” sorusu…
Aslında bu tablo Silivrispor’a özgü değil. Türkiye’deki birçok spor kulübünün yıllardır yaşadığı temel bir sorun var: Dernek modeli artık profesyonel futbolun ekonomik gerçeklerini taşımakta zorlanıyor.
Bugün bir futbol kulübünü yönetmek; sadece futbolcu transfer etmek, deplasmana gitmek ya da forma yaptırmaktan ibaret değil. Milyonlarca liralık bütçeler, vergi ve SGK yükümlülükleri, tesis giderleri, personel maaşları, futbolcu ödemeleri, federasyon kriterleri ve sürekli büyüyen operasyonel maliyetler var.
Peki bütün bunların karşısında ne var?
Çoğu zaman birkaç yöneticinin cebinden koyduğu para, belediye desteği, sponsor arayışları ve sezon başında yapılan “Bu yıl ne kadar bütçe bulabiliriz?” hesabı…
Sonra bir başkan geliyor.
Para harcıyor.
Yoruluyor.
Eleştiriliyor.
Gidiyor.
Ardından başka biri geliyor ve aynı döngü yeniden başlıyor.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Silivrispor’un sorunu gerçekten başkanlar mı, yoksa artık tıkanan yönetim modeli mi?
A.Ş. çözüm olabilir mi?
Silivrispor’un futbol faaliyetlerinin bir anonim şirket çatısı altında yürütülmesi elbette tartışılabilir.
Şirketleşmenin en önemli avantajı, kulübü kişilere bağımlı olmaktan çıkarabilecek daha profesyonel ve kurumsal bir yapının önünü açmasıdır.
Doğru bir model kurulursa yatırımcı alınabilir, sermaye artırılabilir, gelir-gider planlaması daha profesyonel yapılabilir, sponsorluk ve ticari faaliyetler geliştirilebilir. Kulüp, her kongrede sıfırdan başlayıp “Bu sezon parayı kim verecek?” sorusuna mahkûm olmaktan kurtulabilir.
En önemlisi de yönetim anlayışı değişebilir.
Çünkü derneklerde başkanlar ve yöneticiler çoğu zaman gönüllülük ve aidiyet duygusuyla görev yaparken, profesyonel futbol artık yalnızca iyi niyetle yönetilemeyecek kadar büyük bir ekonomik organizasyon haline geldi.
Ancak şirketleşme her derde deva değildir.
Yanlış ellerde, yanlış sözleşmelerle ve yanlış ortaklık yapısıyla kulübün geleceği daha büyük bir tehlikeye de atılabilir.
Bir yatırımcı bugün gelir, para koyar, başarı vaat eder. Peki yarın giderse ne olacak?
Kulübün adı, renkleri, logosu, tesisleri ve en önemlisi Silivri ile olan bağı nasıl korunacak?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Silivrispor şirketleşecekse, Silivri’yi kaybetmeden şirketleşmelidir.
Kulübün adı, renkleri, arması ve şehir kimliği hiçbir yatırımcının keyfine bırakılamaz. Ana sözleşmede bunları koruyan çok güçlü hükümler bulunmalıdır. Kulübün geleceğini tek bir kişinin iki dudağı arasına bırakacak bir model, dernek sisteminden bile daha büyük sorunlar yaratabilir.
Bu nedenle mesele sadece “A.Ş. olalım mı, olmayalım mı?” değildir.
Mesele, nasıl bir şirketleşme modeli kurulacağıdır.
Dernek yapısı tamamen korunarak futbol faaliyetlerinin ayrı bir anonim şirket üzerinden yürütüldüğü, derneğin şirkette belirleyici paya veya özel veto haklarına sahip olduğu modeller değerlendirilebilir.
Böylece bir tarafta Silivrispor’un tarihi, kimliği ve taraftarı korunurken diğer tarafta profesyonel futbolun gerektirdiği ekonomik ve kurumsal yapı oluşturulabilir.
Bu sistem böyle gitmiyor!
Her birkaç yılda, hatta bazen birkaç ayda bir kongre konuşuyorsak ortada yalnızca kişilerle açıklanamayacak yapısal bir sorun vardır.
Silivrispor’un her sezon bir kurtarıcı aramasına gerek olmamalı.
Bir başkanın ne kadar para koyacağına, bir yöneticinin kaç sponsor bulacağına ya da belediyenin o yıl ne kadar destek vereceğine bağlı bir futbol ekonomisi sürdürülebilir değildir.
Bugün Cemil gider, yarın Ahmet gelir, ertesi gün Mehmet…
İsimler değişir.
Ama sistem aynı kaldığı sürece sonuç da çok fazla değişmez.
Belki artık Silivrispor’un önüne yalnızca yeni bir başkan değil, yeni bir yönetim modeli koymanın zamanı gelmiştir.
Şirketleşme tek başına kurtuluş değildir.
Ama doğru denetim, doğru sermaye yapısı, şeffaflık ve Silivrispor’un kimliğini koruyacak güçlü hukuki güvencelerle ciddi bir seçenek olabilir.
Çünkü artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor:
Profesyonel futbol, amatör fedakârlıklarla sonsuza kadar yönetilemez.
Silivrispor’un geleceğini her kongrede “Kim aday olacak?” sorusuna mahkûm etmek yerine belki de asıl şu soruyu sormalıyız:
Silivrispor’u kişilerden bağımsız, kendi ayakları üzerinde duran, kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya nasıl kavuşturabiliriz?
Bence bundan sonraki asıl kongre gündemi de bu olmalı.
Yorumlar
Kalan Karakter: