Yazım harf, duygu ve kalemin aşkını anlatıyor.
Harfler... Duygulara aşıktır. Onların eşsizliğine, bazı hallerde değişmelerine vurulmuştur. Onları anlayabilen tek varlığın da kendisi olduğu için ayrıca gurur duyuyordu.
Duygularda severmiş harfleri çünkü kendilerini ifade edebilen tek o olduğu için. Ama harfleri öldürende kendisiymiş. İşte bu yüzden imkansız olan bu aşkta sadece sabretmişler. Uzaktan her gün, daha da çok sevmişler birbirlerini...
Ve...
Bir de kalem varmış sevgili okur. Kalem zaten ezelden beri aşıkmış harflere. Hem kendisine bir mana yüklediği için, hem de ona şekil verdiği için, sevdiğini oluşturduğunu için minnettardı. Ama bu aşk da imkansızdı. Çünkü harfin duyguya delicesine, delirtircesine aşık olduğunu yazmıştı önceden kendisi.
Derken bir gün savaş çıktı kalpte. Duygular o kadar acı şeyler yaşıyordu ki tükeniyordu. Harfler üstlendi duyguların acılarını. Kalemde eşlik ediyordu harflere.
Sayfalar dert ortağı, kalem derde şahit oluyordu. Harfler anlıyordu yaşanılanları, hissediyordu. Kalem her harfe yoğun duyguları yüklüyor ve ilerliyordu satırlarda. Bir zaman sonra harfler yorulmaya başladı, dayanamıyordu duyguların haklılığı ve anlamlılığı karşısında. Kalem razı olamadı harflerin yitirilmesine. Sevdiğinin silikleşmesine dayanamıyordu.
Ve durdu kalem. Yazmadı bir müddet sayfada.
Harf feryat etti; "Hadi, yazsana."
Kalem; "yeter" diye bağırdı:
"Baksana şu haline."
Harf yineledi; "Yazsana."
Kalem ağlayarak dolaşmaya başladı satırlarda. Sayfanın sonuna gelip son noktayı koydu kalem. Son noktayla beraber harfler yığılıp kalıyor satırlarda. Dağıtıyor mürekkebi. Duyguya yeniden hayat üfleniyor. Kalem hıçkırıyordu.
Duyguların yerine kendini feda eden harflere baktığımda, işte o zaman anlıyorum onların aşkını, onların hikayesini.
O zaman anlıyorum ki:
Duyguları bilmezsek, hisleri anlayamazmışız. Bazı şeyler söylenmez, sadece hissedilirmiş, duyguların yokmuş alfabesi, yazılanları anlamak için hislermiş önemli olan. Harflere sinmeliymiş duygular, her duygu kendi imzasını barındırmalıymış harflerde.
Bazı duygular ağır gelir taşıyamazmış harfler ama sabretmekmiş önemli olan. İşte harflerde bu yüzden sonuna kadar dayanırmış, onlara yüklenen duyguları taşımak için. Çünkü biliyorlar ki söyleyecek güzel sözcüklerimiz var, onlarla kuracağımız eşsiz cümlelerimiz var. Cümlelerimizi ileteceğimiz özel insanlar var. Ve işte bu yüzden harfler, duygulara siper olur, feda ederler kendilerini.
Ama ne kalem, ne de duygu affetmedi kendilerini.
Ve bir zaman sonra;
Duygu hisetmedi, sevmedi kimseyi,
kalem kılıçtan keskin oldu, yazmadı hiç şeyi
yazar da yazamayınca, eline sustukların kanı bulaştı.
Şimdi söyleyin kim harf kadar cesur, kalem kadar sevdalı, duygu kadar talihsiz ve yazar kadar sessiz olabilir?
Yorumlar
Kalan Karakter: