Bazı geceler vardır…
Takvimde sadece bir tarih olarak görünür ama geride bıraktığı his, uzun süre zihninizden silinmez. MOLA İstanbul’un hafta sonu gerçekleştirdiği lansman da tam olarak böyle bir geceydi.
Daha kapıdan içeri adım attığınız anda, bu organizasyonun “sıradan bir davet” olmadığını anlıyordunuz. Her detay ince bir düşüncenin ürünüydü. Masa düzeninden ışık tasarımına, güllerle bezenmiş romantik dokunuşlardan servis akışına kadar her şey adeta aynı cümlenin farklı kelimeleri gibiydi: özen.
Gece ilerledikçe müziğin dili devreye girdi. Fonlarda yankılanan şiirler ise gecenin ruhunu tarif eder gibiydi.
Bir an, kulaklarınızda Attila İlhan’ın o unutulmaz dizeleri dolaşıyordu:
“Ben sana mecburum bilemezsin…”
Bir başka an, Yıldız Kenter’in sesiyle hafızalara kazınan o derin yalnızlık:
“Yazmadım seni…”
Sanki gece sadece eğlendirmiyor, aynı zamanda hatırlatıyordu; aşkı, zarafeti, inceliği…
Program, romantik şarkılarıyla bir döneme damga vuran Ozan Orhon ile başladı. Ardından sahneye çıkan Tuğçe Kandemir, yaklaşık iki saat boyunca güçlü sesi ve sahne enerjisiyle davetlileri adeta aynı duyguda buluşturdu. Alkışların temposu hiç düşmedi.
Ancak bu geceyi özel kılan yalnızca müzik değildi.
Ev sahipliği çoğu zaman gözden kaçan ama bir organizasyonun karakterini belirleyen en önemli unsurdur. MOLA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Uyan ve Genel Müdür Cem Aslan’ın misafirlerle tek tek ilgilenmesi, samimiyet ile profesyonelliğin bir arada olabileceğini gösteriyordu.
İş, sanat ve spor dünyasından seçkin davetlilerin yer aldığı gecede Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu’nun da bulunması, organizasyonun gördüğü ilgiyi ortaya koyan önemli bir detaydı.
Uzun yıllardır sayısız davete, lansmana ve programa katılan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Bu organizasyon, son yıllarda katıldığım en anlamlı programlardan biriydi.
Çünkü burada sadece kalite yoktu.
Burada zarafet vardı.
Nezaket vardı.
Ve en önemlisi, misafire değer veren bir anlayış vardı.
Günümüzde pek çok etkinlik “gösterişli” olmayı başarıyor. Ama çok azı ruh taşıyor. O gece MOLA İstanbul’da hissettiğim şey tam olarak buydu: ruhu olan bir organizasyon.
Bazen bir mekân sadece kapılarını açmaz; bir atmosfer kurar, bir duygu inşa eder. MOLA’nın yaptığı da tam olarak buydu.
Emeği geçenlere teşekkür etmekten başka elimden bir şey gelmiyor.
Ama şunu da not düşmek gerekir:
Eğer bu lansman, MOLA İstanbul’un ortaya koyacağı vizyonun sadece başlangıcıysa, şehrin sosyal hayatında adından çok daha fazla söz ettireceğini tahmin etmek zor değil.
Çünkü bazı yerler hizmet sunar…
Bazıları ise hatıra bırakır.
MOLA İstanbul şimdiden ikinci kategoriye göz kırpıyor.






