CHP'nin "yeni" ilçe başkanı Suna Göçengil, "yeni" olmasından ötürü kaynaklanan yavaşlığın etkisi altında gibi. "Henüz sürece odaklanamamış, siyasete dahil olamamış, yönetimini iyi tanıtamamış, iktidar partisi ilçe başkanlığı makamının etkisini gösterememiş", yorumlarıyla karşı karşıya...
"Bir Özcan Işıklar politikası" deniliyor kendisi için.
O denmiş, bu denmiş hiç önemli değil. Başkaları için neler deniyorsa, kendisine de bu tarz yaklaşımların yapılması gayet normal. Fakat ben bu durumu daha çok genel ile örneklendirmek istiyorum.
***
Hani bir söz vardır, "muhalefetin başarılı olabilmesi için, iktidarın mı kendini bitirmesi gerekiyor" diye.
AK Parti İlçe Teşkilatı, başarısız bir belediye başkanı karşısında beklentilerin altında bir muhalefet çizgisi sergilerken, CHP içerisindeki bölünmüşlüğe rağmen bile yumruğunu masaya vurup söz geçiremiyor. CHP'deki dağılmadan kastım, meclis üyeleri arasındaki fırtına. Ki bu fırtınanın mimarı Başkan Işıklar iken, günlük polemiklerle geçişlenen gündemden eser yok şimdi.
Göçengil'in, pek hâkimiyet kuramadığı siyaset sahnesindeki vaziyetiyle Dilek Demiral'ı kıyaslayacak olursak, elbette Dilek Hanım hem tecrübeli hem de daha aktif.
Fakat buradaki sorun AK Partili Demiral ile CHP'li Göçengil karşılaştırması değil, genel seçim sürecine giren bir parti ilçe başkanının yetersizliği.
Parti bazında değerlendirirsek, AK Parti daha yerinde adımlar atıyor; çalışmalar yapıyor, girişimlerde bulunuyor.
Bu yetersizlik, "yeterli seviyeye gelemez" demiyorum, şimdiki zaman dilimindeki yansıttığı izlenimi söylüyorum. Suna Hanım, çıtayı biraz daha yükselterek siyasetin direkt merkezine odaklanmalı, basın açıklamaları yaparak beyanatlar vermeli, genel iktidarı eleştiriyorsa eleştirmeli, kendi tabanına mesaj verecekse vermelidir. CHP'nin ruhu diğer siyasi partilere göre daha derlenebilir.
29 Mart'taki CHP "önseçiminde" nasıl ki aday adayları sıkı çalışıyor, Göçegil de aynı hassasiyetle uğraş sarf etmeli. En başta, CHP üyelerini sandığa davet etmeli, gelemeyecek durumda olanlar için kolaylıklar sağlamalı. Tüm bu saydıklarım CHP'lilerin kendi talepleri ve düşünceleri.
Ayrıca CHP bölünsün veya bölünmesin.. adaylar kavga etsin veya etmesin.. Işıklar tabanıyla geçinsin veya geçinmesin.. hiç önemi yok...
Çünkü CHP'nin varlığına gönül verenler, kavgaları sorun edip "ben başka partiye oy veririm arkadaş" deyip kenara çekilmiyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün mirası diyor, Cumhuriyet ve Laiklik diyor, oy'unu ona göre yine bu partiden esirgemiyor.
Önseçime baktığımızda belki oyunu kullanmaktan geri durabilen üyeler olabilir; ama 7 Haziran günü sandık ortaya konulduğunda üşenmeden gidip oyunu basacaktır.
Suna Hanım çalışsın veya çalışmasın.. Özcan Başkan çalışsın veya çalışmasın.. Silivri'den CHP'ye çıkacak oy genelde bellidir: yüzde 42-48 bandı. Yani 42'nin altına asla düşmez.
***
Burada siyasi rozeti yakasına takanların yapması gereken, "hizmet" konusundaki samimiyetleri. Menfaatler partisi haline dönüşmektense, hizmetçiler topluluğuna bürünmek daha doğru olanıdır. Güç kavgalarının yaşandığı bir parti olmaktansa, hizmet kavgalarının yapıldığı bir parti duruşu sergilemek daha karlıdır.





