Bir yılı daha geride bırakıyoruz.
Takvim yaprakları 2026’yı gösterecek yarın.
Ardımızda bıraktığımız 2025, acılarıyla, imtihanlarıyla ve yüzümüze çarpan gerçekleriyle hafızalara kazındı.
2025, insanlığın Gazze sınavında bir kez daha sınıfta kaldığı bir yıl oldu.
Çocukların kefensiz gömüldüğü, hastanelerin hedef alındığı, dünyanın ise çoğu zaman sadece seyrettiği bir utanç yılı…
Filistin’de bombalar yağarken, vicdanların suskunluğu daha ağır geldi.
Mazlumun kimliği olmaz ama zalimin adı her zaman aynıdır.
Bu yıl bize şunu bir kez daha öğretti:
Güçlü olmak yetmez, adil olmak gerekir.
İktidar sahibi olmak yetmez, merhamet sahibi olmak gerekir.
Siyaset bir tek seçim kazanma sanatı değildir.
Siyaset, insanı yaşatma sorumluluğudur.
Makamlara oturup halktan kopanlar, tabelaları büyütüp vicdanları küçültenler bu gerçeği bir kez daha düşünmelidir.
Toplum olarak yorulduk.
Geçim derdiyle, adaletsizlik duygusuyla, geleceğe dair kaygılarla…
Ama hâlâ ayaktaysak, hâlâ dua edebiliyorsak, hâlâ “daha iyisi mümkün” diyebiliyorsak umut bitmemiş demektir.
2026’ya girerken temennimiz şudur:
Müfterilerden, düzenbazlardan, hakkı eğip bükenlerden uzak bir yıl olsun.
Yetimin hakkını gözetenlerin, mazlumun yanında duranların sözü daha gür çıksın.
Devletin kapısı vatandaşa her zaman açık olsun. Kapatmak isteyenlere hesap sorsun.
Adalet, sadece kürsülerde değil; sokakta, pazarda, mahkemede hissedilsin.
Rabbim;
Bu milleti afetsiz eylesin.
Vicdanlarımızı diri tutsun, kalplerimizi taşlaştırmasın.
Devletimizi güçlü kılsın. Ülkemizi ve
milletimizi korusun.
2026;
Daha az gözyaşı,
Daha çok adalet,
Daha fazla merhamet getirsin.
Dua ile…
Ümit ile…
Ve hâlâ inatla insan kalma gayretiyle…




