Siyaset zor iş.
Hele Silivri gibi farklı dinamiklerin iç içe geçtiği bir yerde, belediye başkanlarının ve parti yöneticilerinin attığı her adım büyüteçle inceleniyor. Bir belediye başkanının kendi partisi içindeki kongrelere, spor kulübü ya da oda seçimlerine müdahil olması etik mi değil mi? Yıllardır tartışır dururuz. “Odaya siyaset bulaştı, derneğe siyaset bulaştı, spora siyaset bulaştı, eğitime siyaset bulaştı” başlıkları sizlere yabancı değildir.
Siyaset olmadığı yer zaten yok, olmaması da mümkün değil. Bazı yazılarımda örnek verdiğim Özcan Işıklar’ın bir sözü vardı: “Vazo gibi duramam” derdi. Tahmin ediyorum ki, Özcan Işıklar birçok STK’da, kendi partisinde söz sahibiydi. Eski defterleri açmayalım şimdi ama Özcan Bey'in yoğurt yiyişi böyleydi.
CHP’de ilginç bir manzara var son günlerde. Gerçi genelden yerele başlarındaki onca iş, onca dert, onca mesele ile meşguller. “CHP özüne mi dönecek, CHP bölünecek mi” tartışmaları beraberinde yapılıyor.
CHP Silivri İlçe Başkanı İbrahim Kömür’ün kongre öncesinde adaylıktan çekileceğine yönelik açıklamalar, “ilçedeki sorunun” somut bir örneği aslında. Kongre sürecinde Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu’nun “tarafsızlık” açıklaması, Kömür cephesinde bir kırgınlık yarattı. Sahiden Balcıoğlu tarafsız mı, tarafsız olmak zorunda mı, böyle bir açıklamaya gerek var mıydı soruları da siyaset yorumcularının ağzındaki konular.
Yine kulislerde, “ilk yol ayrımında yalnız bırakıldı” algısı yapılıyor, bile isteye yapılmak isteniyor. Şöyle bir durum da söz konusu: “Başkan müdahil olsaydı yarın daha büyük bedel öderdi.” Balcıoğlu bedel ödemeyi de, bedel ödemeye hazır olmayı da tercih eden bir isim. Belediye başkanlığı öncesi ve sonrası diye iki dönem olarak bakılırsa, başkanlık konumu kendisinin siyasi kararlarının değişmesine sebep kılmış olabilir.
Yani mesele, sadece bir “tercihten” ibaret değildir diye düşünüyorum. Uzun vadeli sonuçları olan, olabilen ve olması gereken bir stratejik denge hareketi!
Burada asıl risk, siyasetin “sadakat hanesi” ile “tarafsızlık hanesi”nin birbirine karışması. Sadık mı olacaksın, tarafsız mı kalacaksın? Mümkün mü böyle bir şey? Oysa siyasetçiler bilir ki, kısa vadeli manevralar kalıcı sonuçlar getirmez.
Silivri’de siyaset yapanlara bakınca bu tabloyu daha net görebiliyoruz. Hüseyin Turan ve Volkan Yılmaz kadar “işkolik” olmak yetmiyor, Bora Balcıoğlu kadar “sempatik” olmak da kurtarmıyor. Özcan Işıklar’ın zekâsı ve çevresel koşullar sayesinde iki dönemlik bir başarısı oldu ama o da sürekli tefe konmaktan kurtulamadı. Selami Değirmenci’nin akıbeti ise başka bir hikâye…
Bu siyasi koşullarda ya çok acımasız olacaksın ya da çok tilki! Ortası yok.
Şimdi Doruk Bulut’un adaylığı üzerinden yeni bir defter açılıyor.
Kimi onun adımlarını “siyasi cesaret” diye okuyor, kimi “ipleri eline almak isteyen” bir profil çiziyor. Ama şu da bir gerçek: Siyaset, hesap yapmadan olmaz. Önemli olan bu hesapların topluma ne kazandırdığıdır. CHP kendi içinde siyaseti yetiştirmeyi başarabilmiş bir parti. Şahıslara bağlı kalmıyor, şahıslar sonrasında da aynı kurumsallığını sürdürüyor. Doruk Bulut’un mazisini siyaset kamuoyu çok iyi biliyor. Eğer bazı taşlar bugün yerine oturacak ise, en sert tartışmalardan doğan bir süreç mecburidir.
Bulut’un kıl payı kaçan milletvekilliği sorumluluğu, bugün kendisine yeni bir vizyon katmıştır ve siyasi olgunlukla hareket etmesi gerektiğini farkındadır.
Sonuçta Silivri büyüyor, kitleler değişiyor, siyaset sahnesindeki profiller de dönüşüyor.
Gelecekte bizi ne bekliyor bilmiyoruz. Silivri’de neler göreceğiz bilmiyoruz.
Siyaset kendi kavgası ve doğallığında ama bugün ama yarın bir şekilde rayına girer.
Yeni sürprizler yakındır…





