Gazetecilik halkın sesidir. Yeri gelir bir tabelanın ardındaki çaresizliği, yeri gelir bir dairenin camından sızan adaletsizliği görünür kılmayı gerektirir. Hele ki bir konut projesi, vaat edilen sosyal alanlarıyla, altyapısıyla, huzuruyla pazarlanmışsa ve bu vaatler yarım bırakılmışsa, halkın sesi olmak bizim mesleki sorumluluğumuzdur.
Geçtiğimiz günlerde Silivri’de bir konut projesiyle ilgili yaptığımız haber, tam da bu sorumluluğun bir sonucuydu. Site sakinlerinin dile getirdiği eksiklikler, sosyal tesislerin tamamlanmaması, yapıların yarım bırakılması gibi şikâyetler kamuoyunun malumudur. Bu sorunları haberleştirirken, tek gayemiz vatandaşların sesine ses olmaktı. Huzurlu yaşam için milyonlar vererek daire alan onlarca kişi, huzursuz yaşam içerisindeler!
Ancak ne yazık ki, kamu yararına yapılan bu haber sonrası tehditlerle karşılaştım. İfade özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını sindiremeyen bir zihniyetle mücadele etmek, ne üzücü ki bu ülkede hâlâ gazeteciliğin bir parçası!
Geri adım atmadım, suç duyurusunda bulundum. Meslek ilkeleri çerçevesinde yaptığım habere cevap vermek yerine, haberlerin kaldırılması istendi iyi mi!
Noter aracılığıyla gönderilen bir ihtarnameyle, haberin ve bazı paylaşımların kaldırılması talep edildi. Sadece onlar talep edilse hadi anlarım da, sundukları gerekçeler akla mantığa sığmayan ve yine koca koca (!) şirket sahiplerine yakışmayan cinsten.
İhtarnamede yer alan ifadeler hem gerçek dışı hem de manipülatif. Güya projenin eksiksiz tamamlandığı iddia edilirken, diğer yandan site sakinlerinin haklı talepleri görmezden geliniyor.
Madem her şey tamdı, iddia edildiği gibi her şey eksiksizdi, bu kadar insan ne diye bas bas bağırıyor, yardım istiyor, çare arıyor, muhatap arıyor? Site sakini çok sayıda kişi neden isyan edecek duruma geldiler?
İhtarnameyle birlikte gözümüze çarpan başka bir detay da, kendisini belli bir siyasi hareketle özdeşleştiren kişinin, o siyasi hareketin ismini dahi doğru telaffuz edememesiydi. Türkiye'de milyonlarca insanın gönül verdiği bir siyasi yapı olan AK Parti’nin adını “AKP” yazarak, sözüm ona aidiyet iddiasında bulunmak da bu zihniyetin çelişkilerle dolu duruşunu gözler önüne seriyor. Avukat yazsa bile hiç mi okumadın? AK Parti’ye, AKP diye kimler diyor herkesin malumu...
Gazetecilik, çıkar gruplarına değil halka hizmet eder. Bizim kalemimiz tehditlere, iftiralara, ithamlara boyun eğmez.
Gönderilen ihtarda bir de şöyle yazıyor: Şirket sahibine hasımlık besliyormuşum, haksız zeminde taleplerde bulunmuşum, bundan dolayı karalama yapıyormuşum.
Vay vay vay! İspata davet ediyorum. Dürüst ve ahlaklı insan, söylediklerinin arkasında durur. Bu iftiranızın arkasında durmaya davet ediyorum.
Gazetecinin kaderi budur. Biri hakkında haber yapınca, en kolay yol “istediklerini vermedim” oluyor. Haberi yaparken site sakinlerinin taleplerini yazmışım, yazarken isim ve marka belirtmemişim, meslek kurallarına riayet etmişim, ama gel gör karşılaştığım muamele dolaylı bir tehdit!
Koskoca adamlarsınız, yalan söylemeye ve iftira atmaya utanmıyor musunuz? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor, hiç mi Allah’tan korkmuyorsunuz?
Yaptığınız konut projesindeki eksikler, haber olmadan önce tamamlansaydı, hangi site sakini çıkıp basın yolunu tercih edecekti? Haber yapıldığında “Projemizin arkasındayız eksikleri tamamlayacağız, konut sahiplerinin taleplerini dikkate alacağız” demek yerine, türlü türlü yollara giriştiniz.
Kabul edin! Bilerek ya da bilmeyerek eksik kaldınız! Hatalısınız! İnsanları 1 yıl mağdur ettiniz.
İnsanlardan milyonlarca lira aldınız, karşılığında hakkını tam olarak vermediniz. Bu insanlar aylarca size ulaşmaya, sorunlarının giderilmesi için karşılarında sorumlu bir site yönetimi aramaya çalıştı. Çözümü çok basit olması gereken bir konuyu, uzattınız da uzattınız, şimdi de gazeteciye iftira atacak boyuta getirdiniz. “Asıl biz mağduruz" demeye çalışmanız, vallahi pes.
Peki haberlerimizin ardından neler oldu? Bitmeyen işler bitirilmeye, muhatap bulamayan daire sahipleri karşılarında muhatap bulmaya, bir araya gelmeye tenezzül dahi etmeyenlerin daha dün akşam toplantı yaparak "Ne gerekiyorsa yapacağız" diyerek konuşmalar yapması tesadüf mü?
Elbette hukuki süreçler yürür. Ama asıl mahkeme halkın vicdanında kurulur. Biz o vicdanın sesine kulak vererek yazdık, yazmaya da devam edeceğiz.
Bu ülkede gazetecilik hâlâ kamunun gözü kulağıysa, bu tür sindirme çabaları sadece ve sadece gerçeklerin üstünü örtmeye çalışanların çaresizliğidir.
Silivri kamuoyu her şeyin farkında. Ben de kendimi Kırkpınar'a çıkan pehlivan gibi hissediyorum. Pes etmeyeceğim, hiçbir gayri yasal söyleme boyun eğmeyeceğim.
SON SÖZ: Ali İmran Suresi, 10. Ayet; “İnkâr edenler ise, şüphesiz, mal ve çocukları Allah'tan onlara bir fayda sağlamayacaktır.”





