Hakan Kocabaş, rahmetli Kadir Baran’dan sonra Silivri Sanayici ve İş Adamları Derneği (SİAD) başkanlığına seçilmiş ve yaklaşık 13 yıldır bu görevi sürdürüyor.
Ben Hakan Bey'i bu göreve gelmesiyle tanıdım. Tanıdığım günden beri de hem Silivri kamuoyunda hem de basın camiasında projeleriyle, çalışmalarıyla ve konuşmalarıyla dikkatleri üzerine çekmiş birisidir.
Bu arada, Hakan Bey’in son derece kibar, beyefendi, mütevazı ve en önemlisi de “cesur bir insan” olduğunu söylemeliyim. Belli başlı makamlara gelen insanların duruşları ve tarzları zaman içerisinde değişime uğrarken, Hakan Bey kendisini hiç değiştirmedi. Mevlana’nın deyimiyle; ya olduğu gibi göründü ya da göründüğü gibi oldu. Belki birçok kişi fark etmeyebilir ama cesaretini tavır ve söylemlerinden anlayabiliyorum. Kime karşı mı bu cesaret? Belki kendi üyelerine, belki SİAD’ı basamak görenlere, belki bir STK temsilcisine, siyasi parti sözcülerine, belediye başkanlarına, milletvekillerine ya da hükümet temsilcilerine…
Geçmişe dönük kime ne söyledi diye konuyu bağlamından koparmak istemiyorum ama Hakan Bey için genelde “iş insanı” derler; oysa bir de “gönül insanı” olması, sanırım birçok kişiyi kendisine hayran bıraktırıyor.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle mektup mahiyetinde bir tebrik mesajı göndermiş. Okudum, bir daha okudum, bir daha okudum...
Mesleğimiz hakkında söyledikleri cümleler karşısında,ben de kendisine bir mektup yazma gereği hissettim.
Sevgili Hakan Kocabaş…
Baştan sona düşünülerek, her satırında bir mesaj verilerek kaleme alınmış; son derece iyi niyetli değerli bir yazıyı şahsımıza göndermenizden memnuniyet duydum.
Ağzınıza, yüreğinize sağlık demekten ve mesleğimizle ilgili özeleştiri yapmaktan kendimi alamadım.
Hakan Bey, basını yalnızca haber veren yapı olarak görmemiş, “Halkın eğitimini devam ettiren bir kurum” olarak tanımlamışsınız. Büyük bir iltifattır. Bu kutsal görevin omuzlarımıza yüklediği ağırlığın da farkında olmanız, bunu kelimelere dökmeniz, bizim için çok önemliydi. Sağ olunuz…
Yerel basının, aile geçindirme derdi ile toplumun yaralarına pansuman olma görevi arasındaki o ince çizgide nasıl yürüdüğünü şu sözlerle ne güzel özetlemişsiniz: “Bir yandan yaşamın zorluklarıyla mücadele ederken, bir yandan da toplumun dertlerine pansuman olma görevi sizdedir.”
Herkes bunu göremiyor, görse de fark edemiyor, farketse bile söyleyemiyor. İyi ki kayıtlara geçtiniz.
Sayın Başkanım,yine mesajınızda; “Önemli olan mesleğinizi yaparken iç huzuru hissetmenizdir. Haksızlık yapmadığınızı, Hakkın yanında olduğunuzu bilmenizdir. Değerliye değerini vermek, değersize de hakkını bildirmektir.” diyorsunuz. Tam isabet buyurmuşsunuz.Bunu sadece yüce gönüllü insanlar söyleyebilirdi.
Ancak ne yazık ki modern çağın gazetecisi için bu terazi her zaman dengede kalamıyor. Yunus Emre’nin o meşhur sözünü tam burada hatırlatmak isterim:“Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen.”
Kimse doğrudan şaşmak istemez, doğru kalmak için mücadele eder. Gel gelelim, ekonomik zorluklar, iktidar gücü ve günün sert koşulları bazen kalemimizin ucunu körleştirebiliyor.Bunu gören ve fırsata çeviren, sözüm onlara her haltı yiyen bazı siyasetçiler ve siyasetçi kimliğine bürünün iş insanları; bizlere 10 Ocak’ta doğruluk, dürüstlük, ilke ve tarafsızlık naraları atabiliyor. Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Eline, beline, diline sahip ol” öğüdü, takdir edersiniz ki herkesin dikkate alması gereken bir kılavuz değil miydi?
Sizler de bilirsiniz, mutlaka duymuşsunuzdur, bizim meslekte meşhur bir söz var:“Gazetecilik birilerinin hoşuna gitmeyen şeyleri yazabilmektir.”İşte bu ince çizgideyiz.Lakin bazen şaşıyor, bazen sendeliyoruz. O sendeleme de, hem sizlerin tarif ettiği zorluklar, hem de bizlerin yaşadığı sorunlardan kaynaklanmaktadır. Birçok meslektaşımın yaşadığı şu ki;kalemimizden kelamımızdan, “hoşuna gitmeyen şeyleri duyan kişiler” bizi ya ölümle tehdit ediyor, ya da ekonomik ve siyasi baskılarla yıldırma politikası uyguluyor.Az önce doğrudan bahsetmiştim.
Kamu temsilcileri görevini kötüye kullanmasın yazmayalım!
Meclis üyeleri, muhtarlar, müdürler, başkan yardımcıları, yani atanmışlar ve seçilmişler; yetkilerini kendine rant olarak döndürmesin yazmayalım!
Müteahhit inşaatını düzgün yapsın yazmayalım!
Fabrikatör, fabrikasına kaçak eklenti yapmasın yazmayalım!
Siyasetçiler, siyasi güçle kendini dokunulmaz zannetmesin, siyaseti bir meslek haline dönüştürmesin yazmayalım!
Liste uzayıp gider. Demek istediğim şu, iyilik ve doğruluk herkes için geçerli olmalı. “Değerliye değerini vermek, değersize de hakkını bildirmektir.” sözünüzün altına imzamı atıyorum.
Ve son olarak Hakan Bey…
Yazınızda,o alışılagelmiş “Kaleminiz keskin olsun”temennisine karşılık,“Kaleminizden bilgi aksın, güzellikler süzülsün, haberler bal olsun” diyerek, mesleğimize adeta hikmet yüklemişsiniz. Keşke öyle olabilsek.
Kalemimizin bazen titrediği ve dilimizin bazen dönmediği zamanlarda bizlere bu samimi ve derinlikli mesajınızla güç verdiğinizibilmenizi isterim.
Sizin değerinizi anlatmaya bizim de “bileğimiz” ancak bu kadar yetiyor.
Kalemimizden “bal süzülmesi” ümidiyle...






