Uzun zamandır kulağıma bazı sesler geliyordu... "Silivri’ye Ankara’dan ithal bir aday gelebilir" şeklinde. Tabi her seçim süreçlerinde bu tarz yakıştırmalar sadece ilçemizle alakalı bir konu olmadığından pekte ciddiye almadığımı söylemeliyim. Gerçi halende almış değilim ama yine de iki kelam etmek farz oldu.
Son birkaç gündür çeşitli anket firmaları aracılığı ile belirli isimler üzerinde sorular yöneltilerek kamuoyu araştırması yapılıyor. İlçe genelinde spontane aranarak bilgilerine başvurulan vatandaşlara, "Bu isimleri tanıyor musunuz? Bu isime oy verir misiniz?" şeklinde sorular yöneltiliyor. Henüz bana rast gelen bir anketçi kardeşle ya da telefonumu arayarak bu soruları soran bir anketör ile karşılaşmadım ama çok merek ettiğim bir konu. J Beni tanıdıklarından mı yoksa alacakları cevabı bildiklerinden midir, her ne hikmetse bana bir türlü denk gelmiyor. Neyse konumuza gelecek olursak eğer, AK Parti’nin Silivri Belediye Başkan Adayı kim olsun ya da kim olacak derdinden çok, kamuoyunu ‘ithal aday’ tartışması meşgul etti.
Peki nereden çıktı bu ithal aday?
AK Parti’nin en büyük sorunlarından bir tanesi de güç kavgasıdır. Güç kavgasından kastım, parti içerisinde belirli kişilerin ısrarla kendi oligarşisini kurma çabasıdır. Bunu bir yere kadar anlayabiliyorum ama sınırları geçecek konuma geldiğinde, kendimce dile getirmek istediklerim oluyor.
Peki, bu kendince düzen kurma çabaları ne zamanlar ortaya çıkıyor? En çok yerel seçimlerde… Neden? Belediyeler güç için çok önemli.
Detaylarına girmediğim halde ne demek istediğimiz az çok anladınız zannediyorum. Konumuzun nereye getirilmek istendiği ile alakalı olarak başta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Büyükşehirlerin Belediye Başkanı olabilmek, her hangi bir ilçesinde Belediye Başkanlığı yapabilmek mühim vazifelerdir. Hele ki bu görevler için tayin eden konumdaysanız, süper bir güçsünüzdür. İşte bu güç bazen kontrolden çıkarak ideoloji ve ilkeleri kenara bırakıyor, yerine ‘benim dediğim olur’ şeklinde başka bir adam olma gayretini ortaya çıkartıyor. Allah muhafaza burada yoldan çıkma devreye girmiş oluyor ki, bunun sonunda felaket çanları yavaş yavaş kapımıza dayanmış demektir.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2019 Mart Mahalli Seçimleri için çok hassas bir çalışma yürüttüğünü iyi bilenlerdenim. Derdi sadece hizmet ehlini iş başına getirme çabası olan Erdoğan’ın özellikle az önce saydığım 3 Büyükşehir ile alakalı ince eleyip, sık dokuduğunu unutmamak lazım. Gece sabahlara kadar milletinin derdiyle dertlenen, omuzun da 80 Milyon’un yükünü sırtlanmış, hayatından ve ailesinden ödün vererek bir amaç uğruna her şeyini feda eden bir lidere yapılacak en büyük kötülük, onu yanıltmak, ona yanlışı doğruymuş gibi göstermektir. Bu kargaşada bazen doğruyu görmekte geç kalabilir, bu hengâmede kim iyi kim kötü hemen seçemeyebilir. Hatta ailem dediği kişiler tarafından bile uyarılmayabilir. İşte burada bizler yani halk olarak devreye girmeli en doğru ne ise kendisine söylemeliyiz. Bu bizim ona karşı sorumluluğumuzdur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı bunca gayrete karşı bizlerin yapması gereken en kritik dönemlerde aynı 15 Temmuz’da olduğu gibi arkasında dik bir şekilde durmaktır. Ateşe su taşıyan karınca misali hak olanı anlatmak, onun muasır medeniyetler çerçevesinde hedef olarak çizdiği 2023’e sağlıklı bir şekilde yürümesini kolaylaştırmaktır.
Kadim şehrimiz İstanbul’da seçim kazanmak ne kadar önemliyse Silivri’de de seçim kazanmak o kadar önemlidir. 2004-2009 arası AK Parti Belediyeciliği ile ilçe vizyonuna katma değer kazandıran aynı anlayışın tekrarını bekleyen bir Silivri var. Kazanmayı kendine şartlamış, kazanmak için kendine rol biçmiş, Reisine verdiği sözü tutmak için gayrete hazır bir teşkilatın olduğunu çok iyi biliyorum. İlçe Başkanından mahalle başkanlarına kadar her kademesinde, 31 Mart Yerel Seçimleri için canı gönülden emek harcamak isteyen Silivri’de, bundan sonraki en önemli hamle “doğru aday” olmalıdır. Son günlerde ilçede dolaşan “ithal aday” konusu başta teşkilat olmak üzere partiye gönül vermiş binlerce vatandaşı da huzursuz etmiş vaziyette. Erdoğan’ın kriter olarak belirttiği halkta karşılığı olan, ilçesini iyi tanıyan, ehliyet ve liyakat sahibi, teşkilatçı, tevazu ve hoşgörülü, halkına tependen bakmayan gibi özelliklerin arandığı bir Silivri’de, üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; “Kimse ‘bu benim yakınım, buyum, şuyum’ aday teklifi ile gelmesin" dediği bir ortamda, sırf birileri istedi diye Ankara’dan ithal bir adayı ilçeye göndermek en hafif tabiriyle harakiri yapmaktır. Hepsinden önemlisi aday adayı olmuş 9 isime haksızlıktır. Daha da öteye gidersek Silivri gözden çıkartılmış demektir. Buna hazır bir Silivri olmadığını belirtmek isterim. Başta İlçe Başkanı Mutlu Bozoğlu olmak üzere, İl Başkanı Bayram Şenocak ve bölgemiz Milletvekillerinin böyle bir duruma müsaade edeceğini zannetmiyorum. Her ihtimale karşı temkinli olmakta, tedbir bizden taktir Allah’tan demeyi elden bırakmamak lazım.
“Yiğit düştüğü yerden kalkar” diye güzel bir Anadolu tabiri var. Şimdi bu yiğit kısmını alarak belirli bir tarafa doğru çekmek isteyenler olabilir. Şöyle ki, bu telaffuzu kesinlikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için kullandım.
Kim ne derse desin ben Erdoğan’a güveniyorum…



