Geçtiğimiz Cuma günü “Sendikalar” başlıklı bir köşe yazısı kaleme almıştım ve bu yazımda, sendikaların saf, sade duyguları istismar edilen ya da zaafları olan işçi kesimini kandırıp kendi “menfaatleri” doğrultusunda kullandıklarını iddia etmiştim hatta bir çoğunu sendika yönetimlerinin kendi içlerinden “Özel yetiştirilmiş” laf cambazlarını görevlendirerek, adeta sendikaların militanı haline getirdiklerini belirtmiştim.
Bu iddialarıma devam ediyorum ve sonuna kadar da arkasındayım çünkü otuz beş yıllık mesleki tecrübelerim var...
***
Yazımı okuyan bazı sendika temsilcileri, “durduk yerde niye sendikaları hedef tahtasına oturursunuz?” sorusunu sorarken, “Sendikalar her zaman emek sömürücüleri ile mücadele etmişlerdir” buyurdular!
Kötüleri belki vardır ama ben hiçbir işverenin, işçinin emeğini yediğine şahit olmadım lakin sözde sendikalar vasıtası ile ekmek yediği fabrikayı batırmak için uğraş veren çok işçiyi tanıyorum, biliyorum!
Evet; örnek mi istiyorsunuz? Son günlerde bazı iş yerlerinde yapılan maaş zammı ve iş güvenliği görüşmelerinin işçinin sorunlarını çözüme kavuşturmak yerine, yüzlerce çalışanın ekmek yediği fabrikaları neredeyse batırma eylemine dönüştüğünü, gördüğüm için bu yazıları yazıyorum.
Ömründe üç kişiye iş imkanı sunmamış adamların, üç yüz beş yüz kişinin çalıştığı iş yerlerini, arkasına aldığı sözde sendikalarla batırma gayreti içinde olduklarını gözlemlediğim için sendikaları konu alan yazılar yazıyorum ve yazmaya da devam edeceğim.
***
Bölgemizde ilk aklıma gelen üç fabrika kepenk indirdi yani battı ve binlerce çalışan işsiz kaldı. Bu fabrikaların isimlerini vermek ve bu hayırsever iş insanlarını rencide etmek istemiyorum.
Sendika temsilcilerinin iddia ettiği gibi nerede ve hangi iş yerlerinde görüşmeler yapılıyor onu bilmiyorum ama bildiğim tek şey var, bu tür sendika politikalarına dahil olan işçi kardeşlerim ekmek yedikleri tekneyi kirletiyorlar! Bunu hatırlatmak isterim.
***
Yukarıda belirttiğim gibi ömründe üç kişi çalıştırmamış yani üç kişiye istihdamı sağlamamış bir takım kişiler, en azı üç yüz kişi çalıştıran fabrikalara musallat olması da bana manidar geliyor!
Kendimi ispat etme gereği duymuyorum ama beni yeni tanıyanlar, benim geçmiş yıllarda, buna benzer çok yazılar yazdığımı göreceklerdir.
İşçi düşmanı olmadığım gibi, işveren düşmanı da değilim, sadece bir takım haksızlığa isyan ediyorum.
Beylikdüzü’nde Gülsan Plastik Cam Fabrikası vardı. Şimdi yok çünkü bir kaç ay önce iflasını verdi battı, gitti. Hadımköy, Silivri Değirmenköy, Çanta, Çorlu, Çerkezköy...
Benim en net bildiğim yerler. İşte buralarda onlarca fabrika katısına kilit vurdu. Kapanan bu fabrikaların kapanma nedenlerinden en önemlisi de sendikalaştık!
Mesela; Silivri’de buzdolabı fabrikası vardı ve yüzlerce insan çalışır ekmeğini kazanırdı şimdi yok çünkü sendikalardan bunaldı, bıktı, kapattı gitti ve yüzlerce çalışan işsiz kaldı. Buna benzer onlarca hatta yüzlerce örnekler veririm...
***
Sanayileri geziyorum, sanayici dostlarla sohbetler ediyorum, bulundukları bölgelerde adeta “yonulacak kaz” gibi görünmeleri onları çok üzüyor. Geçen gün birine sordum, bıktırmışlar, bunaltmışlar bu insanları...
İşvereni dinleyince, ister istemez soruyorum ‘Buna nasıl dayanıyorsunuz ya da nasıl tahammül ediyorsunuz?’ diyorum.
“Ülkemizi seviyoruz, insanımıza ekmek kapısı açmak, istihdam alanları yaratmak bize çok keyif veriyor” dediler.
Buna katılmamak mümkün mü?
Sanayici; sadece işçisi ile sendikası ile uğraşmıyor, devletin birçok resmî kurumu istiyor, belediye istiyor, etrafınızdaki fakir fukara istiyor ama buna rağmen kırmadan darıltmasan millet menfaatine olan her etkinliğine, kararınca kararınca destek oluyorlar. Buna bire bir şahidim. Devletin ve sendikaların tüm engelleme girişimlerine rağmen diyorlar ki; “Birçoğumuz yüzlerce öğrenciye bursu veriyoruz, eğitimlerine katkıda bulunuyoruz. Buna rağmen devlet bize kaşıkla veriyor kepçe ile geri alıyor” diye devletten de dertliler! İşte bu bile, bu ülkeyi yönetenler için kocaman bir ayıp!
Tarımı bitirdik, hayvancılığı bitirdik, elimizde kala kala bacasız sanayi kaldı! Onları da yani sanayiciyi de bitirelim mi diyorsunuz yani?
***
Yerel bölgelerde sanayicinin yükü zaten çok ağır, belediyeler ilçelerinde bir etkinlik yapıyor sponsor sanayici!
Her hangi bir sivil toplum kuruluşu bir etkinlik yapıyor sponsor yine sanayici...
Başı dara düşen sanayiciye koşuyor!
Bir diğer önemli mevzuda ülkemizde yüzlerce birlerce hatta yüzbinlerce sanayici yani fabrikatör son bir kaç yıldır bankalardan aldıkları kredilerle ayakta zar zor duruyor! Birçok sanayi kuruluşu kredi çekebilmek için oturduğu evi bile ipotek gösterip kredi çekti! Neden?
Çünkü işçi maaşı ödeyebilmek için...
Biz işçiler ise “Ne yapıyoruz uyuyoruz ‘Kör Şeytana’ bir tekmede biz atıyoruz ekmek yediğimiz tekneye...”
***
Sözün özü sanayicimizi rahat bırakalım. Bir haksızlık varsa elbette uyaralım hatta ceza bile kesilsin ama lütfen aslanı kediye boğdurmayalım!
Hayırlı haftalar dilerim…





