Kimse “kitapsız yazar” diyemeyecek bana. Çünkü artık benim de bir kitabım olacak... Bir kitap yazdım konusu KANSER. Üç yıl illet hastalıkla mücadele ettim.
İlk teşhis konduğunda doktorum dedi ki, “Akciğer kanserisin, üçüncü evre...”
Üçüncü evre demek, en son evreye bir adım kalmış; yani bu hastalık dört evreden oluşuyor. On beş, yirmi gün daha ihmal etsem, doktora gitmesem, şimdi bu satırları yazamıyor olabilirdim. Elbette ürkütücü. Adı üstünde; KANSER.
İlk başta ben de tedirgin oldum. 'Yolun sonuna geldik' dedim, lakin devreye deliliğim girdi. Kendi kendime 'korkma İrfan sen neleri atlattın, bunu da atlatırsın... İkincisi itikat sahibi adamım. İçeceğim su, yiyeceğim ekmeğim varsa Rabb'im bir sebep verir, kurtulurum' dedim. 36 seans radyoterapi, 14 seans kemoterapi ve bunun yanında sayısız iğne ilaç derken fenni tıbbın tüm gereklerini yerine getirdim.
Derde düşen bilir; her umudun peşine koştum. “Şurada bir adam var. Kanser ilacını bulmuş, bir ilaç yapıyor kanseri yok ediyor..." dediler koştum gittim. Kim ne dediyse harfiyen yaptım. Sadece doktorlarımı bir konuda dinlemedim. 11 kemoterapiden sonra kist küçüldü. ‘Ameliyat şart’ dediler, ‘hayır ameliyat olmayacağım’ dedim ve olmadım.
İlk teşhis konduğunda kist büyüklüğü 8.6 cm olarak söylendi hatta “yemek borusu ile kara ciğere sıçramış” dedi doktorum. Kısacası inat ettim ameliyat olmadım ve çocuklarıma dedim ki beni köyüme götürün.
Köyüme gittim... Yaylalara bir attım kendimi, o dağ senin bu dağ benim dolaştım durdum. Samsun Ladik Küpecik Köyü’nün yaylalarını... Aklınıza gelecek ya da hiç aklınızda olmayan yüzlerce otu yerdim ormanda. Yeşil gürgen yaprağı yerdim, temiz havasını iliklerime kadar çektim. İşte bu süreci bir kitap haline getirdim ve önce amacım kanser hastalarına bir nebze olsun moral vermek. İkincisi ve en önemlisi hastalığın kişiyi öldürmediğini bire bir göstermiş olmak istedim. Üçüncüsü ise bizim dağların her ağacı şifa kaynağı, bunu anlatmaya çalıştım. Bu kitabın ortaya çıkmasında en büyük pay ise genç yazar Fatma Tüz Zehra Babürşah kardeşim ile ünlü kabadayıların hayatını kaleme alan yazar olarak nam ve ünvan sahibi Hakan Türk hocamın emeklerini asla inkar edemem. Bu iki güzel dost yardım ve destek olmasalardı bu mükemmel eser ortaya çıkmayacaktı. Kısacası kitap tam bir profesyonel bir ekibin hazırladığı bir eser. Dostlar detayına şimdilik girmiyorum, okursunuz farkımızı görürdünüz. Ve dermanı dağlarda bulunca gözümü açtım Azrail'e çelmeyi taktım ve şöyle dedim:
DERMANI DAĞLARDA BULDUM
Kapı kapı gezdim, doktor hekim aradım,
Dermanı bağlarda, dağlarda buldum ben...
Her derde bağlar, dağlar hakim anladım,
Dermanı bağlarda, dağlarda buldum ben...
Çaresiz dert dediler, güldüm geçtim,
Gittim Akdağ'ın soğuk suyundan içtim,
Huzur için köyüm, Küpecik'i seçtim,
Dermanı bağlarda, dağlarda buldum ben...
Dağlara vermiş Rabb'im, tüm nimetleri,
Dağ havası şifa, iyi eder dertleri,
Her yaprak ilaç, bitkileri otları,
Dermanı bağlarda, dağlarda buldum ben...
Bir baştan bir başa, yolu uzar gider,
Dağların süsü havası yeli yeter,
Saymakla biter mi ki; neler var neler,
Dermanı bağlarda, dağlarda buldum ben...
Enerji deposu, güç kaynağım dağlar,
Derdime derman, obam oymağım dağlar,
Şekerim balım, kaymağım
Dermanı bağlarda, dağlarda buldum ben...
İrfan ERMİŞ' im, ben bir dağın oğluyum,
Bülbülüyüm güllerin, bağın oğluyum,
Ölürsem Fatiha, sağın oğluyum,
Dermanı bağlarda, dağlarda buldum ben...




