Önceki gün MHP İstanbul Milletvekili Dr. Hayati Arkaz’ın basın toplantısına katıldım.
Geç gittiğim için toplantının yarısından sonrasına eşlik edebildim. Toplantının başında neler konuşulduğunu yani basın toplantısında Hayati Bey’in neler anlattığını muhabir arkadaşlarımın haberinden takip ettim.
Muhabir kardeşlerim mesleki açıdan bakarsam, güzel sorular yöneltmişler. Hayati Arkaz’ı sordukları sorularla köşeye sıkıştırmak istemişler ama Sayın Arkaz’ı tanımadıkları için köşeye sıkışmayacağını da öngörememişler.
Arkaz ailesini ben otuz yıldır çok yakinen tanırım. Zaman zaman kavgalar ettik, hatta defalarca mahkemelik bile olduk ama dostluğa halel getirmedik. Aile içi kavga diyelim, konuyu kapatayım.
Mazisini bilirim, bildiğim için de ülkücülüklerine kefilim.
Davaya inancını ifade etmek adına, örnekler vererek “Memleketim Yıldızeli’nde MHP’nin ilk İlçe Başkanı benim dedem. Biz 1964 yılından beri ailecek bu işin içindeyiz, Allah da ayırmasın. Biz de bir üç hilal sevdası vardır, onun gölgesi dışında yapamıyorum” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bizim ülkücülerin bir gayesi vardır; milletin derdi bizim derdimiz, mutluluğu bizim mutluluğumuz, sevdası bizim sevdamızdır. Bakın dünyanın hiçbir yerinde hiçbir kesim ülkücüler kadar vatanına, milletine, devletine düşkün olması çok zordur. Bizim geçmişimiz var. İnsan gözünü kırpmadan canını veriyor. Bizim en büyük hassasiyetimiz vatanın ve milletin birliğidir. Renklerimiz, desenlerimiz, düşüncelerimiz, siyasi görüşlerimiz ayrı olabilir ama bizim kalbimiz bir.”
*
Toplantının ilerleyen dakikalarında Hayati Bey’i polemiğe çekmeye çalışıp can alıcı soruyu soruyorlar: “İmamoğlu başarılı mı?”
Dr.Arkaz’ın da cevabı şu: “Sayın İmamoğlu siyaseti bırakıp İstanbul’a başkanlık yapsa çok daha iyi olur. Kendisini başarısız buluyorum. Kazandığı gibi siyaset ve seyahatler yapmaya başladı. İstanbul’un başkanı bir kere bilgi birikimi, kültürü, eğitimi, tecrübesi olması lazım. İstanbul’u yönetmek kolay iş değil. İstanbul’u iyi tanımak lazım. O koltuğun ağırlığını bilmek lazım. Ekibinin iyi olması lazım.”
*
Sayın Arkaz da hizmet bölgesiyle ilgili değerlendirmeler yapmaya başlayınca, laf Silivri’ye geliyor ve şöyle devam ediyor:
“Volkan Yılmaz siyaset yapmıyor, ötekileştirmiyor, işini gücünü yapıyor adam. Halkın arasında. Sabah akşam, hafta sonu, bayram seyran hep sahada. Kazandıktan sonra siyaset olmaz. Parti başkanı değil ki.”
*
Silivri Belediye Başkanı Sayın Volkan Yılmaz’la ilgili güzel izlenimlerini ifade ederken, “Huzur var, kardeşlik var” cümleleri kullanmasına dikkat çekmek istiyorum.
Geçenlerde yaptığı basın toplantısında Sayın Yılmaz, hiçbir sivil toplum kuruluşunun seçimlerine müdahale etmediğini dile getirmişti. Ben aslında bir nevi bu yaklaşımlardan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Şuanda Silivri’de hangi kuruluş olursa olsun birbirleriyle veya belediye ile uyum içerisinde. Çünkü bu kuruluşların da asıl amacı üyelerine veya gönül verenlerine hizmet etmek değil?
Bu da uyum, kardeşlik ve dolayısıyla huzur içerisinde olur.
Silivri’de laftan çok iş üretmek lazım. Bunca yıldır birçok kurum birbirine düştü, huzursuzluk vardı. Çok şükür şuanda herkes hizmet üretme derdinde.
Bugün artık hizmetleri tartışıyor olmak bile büyük gelişmedir. Hayati Arkaz’ın, belediye başkanımız Volkan Yılmaz hakkındaki düşünceleri, bir partilisi bir dostu olmasını bir kenara bırakalım, gidin bakın sokaktaki 10 kişiden 8’i aynı cümleleri kuruyor. “Herkesin belediye başkanıyım” diyen bir zat vardı eskiden. Volkan Yılmaz belediye başkanlığı dersi veriyor. Çekinmeden de söylüyor, “Hizmetlerimiz kimseler için değil herkes için.” Bu malum zat görsün de biraz belediye başkanlığı nasıl yapılır öğrensin…



